$ DOLAR → Alış: 7,55 / Satış: 7,58
€ EURO → Alış: 8,80 / Satış: 8,83

İstanbul Değil Ankara Sözleşmesi

Mahmut Eraslan
Mahmut Eraslan
  • 14.08.2020
  • 100 kez okundu

Yazar Abdurrahman Dilipak’ın sarf ettiği sözler içerisinden (fahişe) kavramı cımbızla alınarak linç kampanyası başlatıldı,kamuoyunda tartışmalar sürüyor.

Abdurrahman Dilipak ben AK Partili kadınları kastetmedim dese de ikna etmek ne mümkün.

Ak Parti kadın kolları kişinin beyanı değil bizim beyanımız esastır, sen bize söyledin” diyor ve dava açıyorlar.
Peki, Dilipak’a biz neden destek veriyoruz, bizim mahalleden olduğu için mi?
Elbette hayır.

“Allah adaletle şahitlik edin diyor”
Eğer Dilipak genelleme yapmış olsaydı; artık yaşlandı ne dediğini bilmiyor, der karşı çıkardık ama öyle değil.

Kastettiği kesim belli. Evlerinde, özel hayatlarında tercih ettikleri ve yaşadıkları sapıklık için kimsenin söylediği bir söz yok. LGBT’liler rahat durmuyor, sokaklara iniyor, Dilipak’ın işaret ettiğinin ötesine geçiyor, ellerinde çok daha ağır ifadeler ile eylem yapıyor, toplumu tahrik ediyorlar…

Şimdi bir kez daha soralım, Dilipak’ın fahişe demesi ayıp/suç, fahişelik yapmak ayıp/suç değil mi?

Biz kişinin beyanı esas diyoruz ama birileri hayır kadının beyanı esas diyor ısrarla.

Kadını erkeğin şiddetinden korumalıyız. Peki erkeği kadının şiddetinden ve şerrinden kim koruyacak?

Zulme iftiraya uğrayan erkekleri koruyacak bir kanun veya sözleşme var mı?

İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı yıllarda (2014) Türkiye’de kadın cinayeti veya şüpheli ölüm sayısı 121 iken İstanbul Sözleşmesi’nin savunulduğu/kadını koruduğu iddia edildiği (2020) şu günlerde işlenen cinayet sayısı 474 .

Bu süreçte evden uzaklaştırılan, cinnet geçiren, intihar eden, eşini öldüren veya boşayan erkekleri, yuvaları dağılan aileleri ele alırsak yaşanan facianın boyutlarının çok daha büyük olduğunu görebiliriz..

Batı’lılar aile düzenimizi bozmak, yuvaları yıkmak, LGBT’lilerin önünü açmak için dev bütçeler ayırıyorlar, Adana dâhil birçok ilde, el altından LGBT faaliyetlerini sürdüren dernekler var.

Ama ne yazık ki, ömrünü erdem, ahlak ve adalet arayışı içerisinde geçiren dava insanlarının da bunların değirmenlerine su taşıdıklarını görüyoruz bilerek ya da bilmeyerek…

Çocukluk dönemlerimiz de (1974 yılları) TV’de film izlerken nadiren de olsa öpüşme sahnesi olur veya dekolte giyinmiş bir kadın gördüklerinde babalarımızdan evvel annelerimiz yüzünü çevirirdi, ayıptır diye…

Analarımızın, bacılarımızın ekranlarda bakmaya utandığı filmleri, sokaklarda alenen yapan, yanlarına aldıkları küçük çocukları dahi dudak dudağa öpüştüren cinsi sapık bir nesil ile karşı karşıya kaldık…

Sapıkları bırakıp onlarla mücadele edenlerin kınandıkları günlerdeyiz(!)
Sadece kınamayla kalsalar iyi, Ak Parti Kadın Kolları aynı mahallede oturdukları Abdurrahman Dilipak’a dava açıyorlar.
Sayın Erdoğan’ın annesine, eşine, kızlarına hatta kendilerine hakaret eden aşağılayan kişilere değil, onların karşısında mücadele veren bir insana dava açıyorlar!

Anneleri üniversite önlerinde başörtülerini çıkarmaları için ikna odalarına alınan, coplandığı halde başlarını açmayan, onurlu, şahsiyetli insanların ezik çocukları…

Sayın Dilipak, kaç defa açıklama yaptı; “Ben sizi değil, kastettiğim kişiler belli diye ama nafile…

Eğer bu gün mevki makam imkân sahibi olduysanız, 28 Şubat sürecinde bedel ödemiş, dert ve dava sahibi insanlar sayesindedir, bunu aklınızdan çıkarmayın ve sakın unutmayın. Bu gün şirin görünmeye çalıştığınız o sözde demokratlar, yarın ellerine imkan geçtiğinde yine kamu kurumlarından atılmanız için gayret edecek ve şahsınıza ait işyerlerini bile size dar edecekler, size layık gördükleri yer ya çay ocakları ya da temizlik işleri olacak, hiç şüpheniz olmasın!

İstanbul Sözleşmesi ile başlayan sorunların çözümü için gözlerin üzerine çevrildiği Başkan Erdoğan, “Ben Ak partili kadınları kastederek söylemedim” dediği halde Abdurrahman Dilipak’ı kınadı, üstelik bu ilk değil. Camiamızda sevilen, sayılan bir çok kanaat önderi, alim ve hocayı tenkit etmiş, had bildirmiş, yanlış yapmıştır, sorunu çözerken bir tarafı inşa ederken diğer tarafı yıkmamalı. Başkan Erdoğan davası uğruna bedel ödemiş bir insan, severiz, sayarız lakin yanılmaz, eleştirilmez değildir.

Kendisinin de içine sinmeyen, aile düzenimizi bozan, ahlaki yozlaşmayı beraberinde getiren batı aklına ihtiyacımız yok. Kendi aile yapımıza inanç ve kültürümüze uygun bir Ankara Sözleşmesi yapmak zor değil, şu lanetli sözleşmeyi yırtıp atın artık!

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ